Kalbiniz Yerinden Çıkacak Gibi mi? Panik Atakla Barışmak ve Onu Yönetmek
Merhaba,
Şu an bu satırları okuyorsanız, muhtemelen o korkutucu anı yaşamışsınızdır: Hiç beklemediğiniz bir anda kalbinizin göğüs kafesinizi zorladığı, nefesinizin yetmediği, ellerinizin titrediği ve içinizden güçlü bir sesin "Galiba ölüyorum" ya da "Kontrolümü kaybediyorum, çıldıracağım" dediği o an...
Ofisime gelen danışanlarımın çoğu, ilk panik atak deneyimlerini "hayatlarının en korkunç anı" olarak tarif ederler. Hatta birçoğu, fiziksel bir sorun (kalp krizi gibi) şüphesiyle soluğu acil serviste almıştır. Tıbbi tahliller temiz çıktığında ise akıllarda koca bir soru işareti kalır: "Bana neler oluyor?"
Bir psikolog olarak size ilk söylemek istediğim şey şu: Delirmiyorsunuz, ölmüyorsunuz ve yalnız değilsiniz. Bedeniniz sadece yanlış zamanda çalan, çok gürültülü bir yangın alarmı veriyor.
Peki, Neden Böyle Hissediyorsunuz?
Panik atak dediğimiz şey, aslında vücudumuzun bizi korumak için tasarlanmış "savaş ya da kaç" mekanizmasının hatalı çalışmasıdır.
Bunu danışanlarıma şöyle anlatıyorum: Ormanda karşınıza bir aslan çıktığını düşünün. Vücudunuz hemen alarma geçer; kalbiniz kan pompalar, nefesiniz hızlanır, kaslarınız gerilir. Amacı sizi aslandan kaçırmaktır. Panik atakta ise ortada bir aslan yoktur; belki sadece markettesiniz, belki evde televizyon izliyorsunuz. Ama beyniniz bir tehdit algılar ve vücudunuz aynı tepkiyi verir.
Yani yaşadığınız o çarpıntı, o uyuşma; aslında vücudunuzun ne kadar sağlam çalıştığının bir kanıtı, sadece zamanlaması yanlış.
O An Geldiğinde Ne Yapmanızı Öneriyorum?
Biliyorum, o korku dalgası geldiğinde mantıklı düşünmek çok zor. Ama terapi seanslarımda danışanlarımla sıkça çalıştığımız, o anın şiddetini azaltacak birkaç "ilk yardım" önerisini sizinle de paylaşmak isterim:
1. Savaşmayı Bırakın
Atak geldiğinde "Geçsin artık, istemiyorum!" diye direnmek, bataklıkta çırpınmaya benzer; çırpındıkça daha çok batarsınız. Bunun yerine kendinize şefkatle şunu söyleyin: "Şu an bir panik atak geçiriyorum. Bu sadece yoğun bir korku hissi, bana zarar vermeyecek ve birazdan geçecek." Dalganın size çarpmasına değil, üzerinizden akıp gitmesine izin verin.
2. Nefesiniz Çapanız Olsun
Kısa ve kesik nefesler almak paniği besler. Elinizi karnınıza koyun. Burnunuzdan yavaşça, sanki bir çiçeği koklar gibi derin bir nefes alın (içinizden 4’e kadar sayın), nefesi biraz tutun ve ağzınızdan bir mumu üfler gibi yavaşça verin. Bunu birkaç kez tekrarladığınızda vücudunuza "Tehlike yok, sakinleşebilirsin" mesajı gidecektir.
3. Zihninizi Odaya Getirin (Topraklanma)
Dikkatiniz tamamen bedeninizdeki o rahatsız hislerdeyken korku büyür. Dikkati dışarı çevirelim. Etrafınıza bakın ve bana içinizden şunları sayın:
-
Gördüğünüz 5 farklı nesne (Masa, lamba, halı...)
-
Dokunabildiğiniz 4 farklı doku (Koltuk kumaşı, kendi kazağınız...)
-
Duyduğunuz 3 ses.
Bu teknik, zihninizi felaket senaryolarından uzaklaştırıp "şimdi ve buraya" getirir.
Terapi Odasında Neler Yapıyoruz?
Bu taktikler o anı kurtarmak içindir. Ancak kalıcı bir çözüm ve huzur için, bu "alarmın" neden sürekli çaldığını anlamamız gerekir.
Benimle çıkacağınız terapi yolculuğunda;
-
Atakları tetikleyen düşünce kalıplarınızı keşfedeceğiz,
-
"Ya tekrar olursa?" korkusuyla kaçındığınız yerlere (metroya binmek, kalabalığa girmek gibi) özgürce girmeniz için cesaret kaslarınızı güçlendireceğiz,
-
Ve en önemlisi, kaygının hayatınızın direksiyonuna geçmesine izin vermeyeceğiz.
Hayat, korkuyla küçülerek yaşamak için çok kısa. Eğer panik ataklar yaşam kalitenizi düşürüyorsa, lütfen yardım istemekten çekinmeyin. Sizi dinlemek, anlamak ve bu yükü omuzlarınızdan almak için buradayım.
Sevgiyle kalın, Psikolog Büşra Yalçın